Kadının rahiminden belli günlerde kan gelmesi, doğum veya hastalık söz konusu olmaksızın, belli yaşlardaki kadının rahminden belli günlerde gelen kanı ifade eden bir fıkıh terimi.
Türkçede
"hayız" yerine, âdet, aybaşı, kirlilik, ay hali ve namazsızlık
gibi kelimeler de kullanılır. Bir kadının cinsel organından üç türlü
kan
gelebilir.
a) Hayız kanı. Sağlıklı
kadından belli yaşlar arasında gelir.
b) Özür (istihaza) kanı. Kadın
hastalığı olanlarda görülür.
c) Lohusalık
(nifâs) kanı. Doğumdan sonra belirli bir süre gelen kandır.
Âdet görme,
yani hayız, kadını erkekten ayıran özelliklerden birisidir.
O, anormal ve çirkin bir olay değil, normal ve kadının yaratılışının
gereği
olan doğal bir olaydır. İslâm'ın çıkış sırasında câhiliye devri
Arapları
âdetli kadına arkadan, Hıristiyanlar önden ilişkide bulunurlardı.
Yahudiler
ve Mecusîler ise, böyle bir kadından uzak durular, hatta temizlendikten
sonra da bir hafta süreyle onlarla bir arada kalmazlar, birlikte yiyip,
içmezlerdi.
İslâm,
kadına rûhî ve fizyolojik sıkıntı veren ve onu küçük düşüren
bu alışkanlıkları yasaklayarak koruyucu bazı hükümler getirdi. Kur'ân-ı
Kerîm'de şöyle buyurulur: "Ey Muhammed, sana
kadınların hayız halinden
sorarlar. De ki: O, kadına eziyet veren bir haldir. Hayız halindeyken
kadınlardan
uzaklaşın ve temizleninceye kadar da onlara yaklaşmayın.
Temizlendikten
sonra onlara Allah'ın emrettiği yerden yaklaşın" (Bakara;2/222).
Hadiste
ise şöyle buyurulur:
"Bu hayız, Allah'ın
Âdem (a.s)'in kızlarına yazdığı
bir şeydir"
Âdet gören kadından tamamen uzak mı
kalınacağını soranlara
Allah elçisi şu cevabı vermiştir:
"Cinsel ilişki dışındaki şeyler, normal
zamanlardaki gibi yapılabilir".
Kur'ân da,
âdetten "pislik" olarak değil, "eziyet"
olarak söz edilmiş, bununla, sıkıntıda bulunan hayızlı kadın korunmak
istenmiştir.
Diğer yandan Hz. Peygamberin eşleriyle dizkapağı ve göbek arası
dışındaki
normal ilişkilerini sürdürdüğü bilinmektedir.
Âdetli kadının temiz olmayan yönü sadece âdet kanıdır.
Onun tükrüğü ve teri pis değildir. Pişirdiği yenir ve yemek artığı da
temizdir.
Hz. Âişe'den şöyle dediği nakledilmektedir:
"Allah elçisinin
isteği üzerine, ben adetli iken kucağıma yaslanır, Kur'ân okurdu"
"Adetli iken,
kemikli
eti ısırır, sonra O'na verirdim. Alır ve benim ısırdığım yerden
ısırırdı.
Yine âdetli iken su içtiğim kabı O'na verirdim, alır ve ağzını benim
ağzımı
koyduğum yere koyar ve içerdi"
Kadın, âdet görmeye yaklaşık dokuz yaşlarında başlar ve ellibeş yaşına kadar devam eder. Bu yaşların dışında cinsel organdan gelecek kan "özür kanı" sayılır. Âdet gören kadın artık namaz, oruç, hac gibi bütün şer'î emir ve yasaklara muhatab olur. Erkek çocuğun ihtilâm olması da aynı sonuçları doğurur. Âdet veya ihtilâm gecikirse, çoğunluk İslâm hukukçularına göre onbeş yaşın bitmesiyle her iki cins erginlik çağına girmiş sayılır.
Âdet görmenin üst sınırı için açık bir âyet veya hadis bulunmadığından İslâm hukukçuları tecrübeye dayanarak değişik yaşlar belirlemişlerdir. Ebû Hanîfe'ye göre elli beş yaş olan bu sınır, Mâlikilere göre, yetmiş, Hanbelîlere göre ise, elli yaştır. Şâfiîler âdetin devam edebileceği süreye bir üst sınırlama getirmemiştir, bu hâlin ömür boyu sürebileceğini, ancak çoğunlukla altmış iki yaşında sona erdiğini belirtmekle yetinmişlerdir. Bununla birlikte Hanefilere göre, nâdir de olsa elli beş yaşından sonra gelen kan, koyu kırmızı veya siyah renkte ise adet kanıdır.
Günümüz tıp bilimine göre, âdet; kadının ilk âdet kanaması (menarche) ile başlayıp, âdetten kesilene kadar (menepouse) her ay belirli süre devam eden kanamadır. Bu; âdet kanaması, aybaşı, kirlenme, meneses, regl gibi' kelimelerle de ifade edilir. Türkiye'de ilk âdet görme yaşı 12-14 yaşlarıdır. Daha erken de görülebilir. En erken görme yaşı dokuz olarak kabul edilir. Âdetten kesilme yaşı ise kırkbeş ellidir. Ancak en son altmış yaşına kadar devam edebilir.
Âdetin başlama, bitme ve düzenine etki yapan faktörler şunlardır: Şiddetli geçen hastalıklar, kronik (müzmin) hastalıklar, iklim ve çevre değişiklikleri, korku ve heyecan, aşırı bedensel faaliyet, dengesiz zayıflama rejimleri, aşırı gebe kalma isteği veya gebe kalma korkusu.
Âdet kanaması; rahmin en iç tabakası olan endometriumun 27-28 gün süreyle, hormonların etkisi altında gelişip, dördüncü hafta sonunda hormonların kandan çekilmesiyle, bu gelişen tabakanın bozulup dökülmesi olayıdır. Âdet kanı, genellikle kadını hamile olmadığının belirtisidir. Âdet kanının içinde bol miktarda doku artığı vardır. Akyuvarlar bakımından oldukça zengindir. Âdet kanında pıhtılaşma olmaz. İçinde bir takım enzim ve kimyasal maddelerin miktarı artmıştır. Genel olarak 3-5 gün devam eder, 28 gün arayla yenilenir. Akan kan yaklaşık 100 gram kadardır. Bu sulu kana; üreme yollarındaki akıntılar, bu yolun iç zarlarının döküntüleri ve yabancı mikroplar karıştığı için ağır bir koku verir. Bu yüzden kadının özellikle âdet günlerinde temizliğine dikkat etmesi gereklidir.
Hanefî ve
Hanbelîlere göre gebe kadın âdet görmez: Zira Evtâs'ta esir
edilen kadınlar için Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur:
"Savaş esirlerinden
hiç bir gebe kadınla, doğuma kadar gebe olmayanlarla da hayız görünceye
kadar cinsel temasta bulunulmasın"
Âdet hâlindeki
eşini boşadığı zaman Allah elçisi onun hakkında şöyle buyurdu:
"Eşini temiz
olduğu günlerde veya gebe iken boşasın"
Mâlikîler ve son dönemdeki fetvasına göre imâm Şâfiî ise gebe kadının
da bazan âdet görebileceğini kabul ederler. Onlar, âdetten söz eden
âyetin
mutlak anlamı ile, âdetîn kadının fıtratından olduğunu bildiren bazı
haberlere
dayanırlar.
Hanefilere
göre, hayızın en kısa süresi üç gün üç gecedir. Bundan azı
özür kanı sayılır. "Ortası beş gün, en uzun sûresi ise on gün on
gecedir.
On günü geçen kanamalar özür sayılır. Dayandıkları delil şu hadistir:
"Bekâr
veya dul kadın için en kısa hayız süresi üç gün, en uzun süresi ise on
gündür" Şâfiî ve Hanbelilere göre, en
kısa süre bir gün, bir gece, en uzun süresi ise, altı veya yedi gündür.
Mâlikiler, en az süre için bir sınır belirlemezken, en uzun süreyi
kadının
durumuna göre otuz güne kadar çıkarırlar .
Lohusalığın en kısa süresi için bir sınırlama yoktur. En uzun süresi Hanefi ve Hanbelîlere göre kırk gündür. Bundan sonra lohusa kadından gelecek kan özür kanı sayılır.
Âdet gören
kadının bu hâli, doğum yapan kadının da lohusalık hali sona
erince gusül abdesti alması gerekir (el-Bakara,
2/222)