Kurban hakkında yorumlar 

Ahmed Şahin
Zaman Gazetesi

Kurban, maddi durumu iyi olanların üzerine vacip olan bir dinî mükellefiyettir. Öyle olunca ekonomik durumu müsait olmayanların böyle bir mükellefiyetlerinin olmadığı kendiliğinden meydana çıkmış olur. Burada, 'acaba benim durumum müsait mi, kurbanla mükellef olup olmadığım nasıl anlaşılır?' diye bir soru da akla gelebilir.

Bunun ilmî cevapları da verilebilir. Bence konuyu teknik tabirlere boğmadan farklı açılardan bakarak da hükme bağlayabiliriz. Denebilir ki:

' Kendi iç dünyana sor. Kurban alırsan geçimine bir zorluk, bir sıkıntı gelir mi?

Şayet kurban almakla ihtiyaçlarını karşılamada bir zorluğa düşmeyeceksen mesele yoktur. Bir kurban al, konu komşuya et gönderme zevki yaşa. Böylece çevreye ikramda bulunma mutluluğunu tatmış ol. Kendi dünyanda Rabb'ına şükret, veren el olmayı nasip ettiği için.

Şayet böyle bir harcama ile geçiminde bir zorlanma olacaksa, sana kurban vacip olmayacağından kendini sıkmana da ihtiyaç olmaz. Kurban sorumluluğu gibi bir yükün altında da kalmazsın. Daha özetle söyleyecek olursak şunu da ekleyebiliriz:

' Kanaat'i vicdaniyene göre hareket et. Vicdanında bir kurban sorumluluğu var mı, yok mu, ona bak. Yoksa rahat et. Varsa neden var?

Demek ki senin kurban alacak imkanın söz konusu ki kalbinden ikaz geliyor. Meselenin bu yanına da bakmak mümkündür. Nitekim Efendimiz bu konuda da şöyle ikaz etmiştir selim kalp sahiplerini:

' Kalbine sor, müftü fetva verse de!

* * *

Gelelim kurban etinin dağıtımına:

Bu, çok dikkat isteyen bir özellik ve güzelliktir. Çünkü kurbandan maksat komşuların ihtiyaçlarına da bir ölçüde cevap vermektir. Bilhassa ekonomik sıkıntının ağırlıkta olduğu devrelerde.

Şayet, kurban sadece sahibine çekilen et ziyafetinden ibaret olsaydı Efendimiz'in et dağıtımı konusundaki şu ikazı tarihin altın sayfalarına geçmezdi. İsterseniz o meşhur sözü bir daha hatırlayalım burada.

Bakın, kurban etinin dışarıya verileni ile evde bırakılanı için Efendimiz nasıl bir yorum yapmış, ne türlü bir ifade kullanmıştır. Lütfen dikkat buyurun. Bir Kurban Bayramı'nda kurban etini nasıl dağıttığını sorar Aişe validemize. Aldığı cevap şöyle olur:

' Kurban etinin tümünü de dağıttık bir buttan başka bize kalmadı!

Efendimiz'in tarihî cevabı:

' Desene ey Aişe, bir buttan başkası tümüyle bize kaldı!

Evet böyle diyor Efendimiz. Aişe validemiz kurban etinin tümünü de dağıttıklarını söylüyor, bir buttan başkası kalmadı bize, diyor.

Efendimiz de buna çok seviniyor ve sevinme sebebini de anlatırken, dağıtılanın tümünün de aslında kendilerine kalmış sayılacağını, dağıtılmayanın ise burada tüketildiğinden ahirette yanlarında olmayacağını ifade etmiş bulunuyor.

Demek ki kurban etinin verileni, sevap defterine yazıldığından mahşerde verenin yanında oluyor, verilmeyen ise burada tüketildiğinden amel defterinde görünmüyor, dünyada kalmış oluyor.

Bundan da anlaşılıyor ki, kurban etinin ne kadarı çevreye dağıtılır, ihtiyaçlılara verilirse o kadar hayırlı ve makbul olur. Çünkü ahirette, verdikleri bulunacaktır verenin yanında. Burada kendi yedikleri değil!. Bu anlayıştan hareketle denebilir ki, bir kurbanın parasını verip de öğrencilere tümüyle bağışlayanlar, kurbanın tümünü de kendi yanlarına almış sayılabilirler. Çünkü etiyle derisiyle tümünü de veriyor, hiçbir şeyini almıyor, yahut da çok azını alıyor.

* * *

Kurban eti olayının bir başka çarpıcı misali daha vardır ki o da tarihe mal olacak derecede muhteşem bir komşuluk anlayışı hadisesidir. İzin verirseniz onu da arz edeyim. Çünkü komşuluk anlayışı konusunda benzeri görülmeyen bir vakadır bu da. Bir bayram sabahı Efendimiz'i daha fazla bekletmeyip önüne erkenden kurban etini sürerler.

' Komşularımız da şu anda et yiyorlar mı? diye sorar.

' Hayır, derler. Henüz onların hisselerini göndermedik. Cevap tarihin şeref levhalarına geçecek muhteşemliktedir.

' Götürün bu eti der, ne zaman komşularımız da et yemeye başlarsa o zaman getirin. Komşusunun yemediğini yiyen, giymediğini giyenlerden olmak istemem!.

20.02.2002

Ana Sayfa