"Kadın
eğe kemiği gibidir. Onu doğrultmak istersen
kırarsın. Onu kendi haline bırak ve eğriliğiyle ondan faydalanmaya bak."
"Kadınlar
hakkında hayır tavsiye ediniz. Çünkü kadın, eğri kaburga kemiğinden
yaratılmıştır.
Kaburga kemiğinin en eğri tarafı, en üst tarafıdır. Onu doğrultmaya
çalışırsan
kırarsın, hali üzerinde bırakırsan öyle kalır.. Kadınlar hakkında hayır
tavsiye ediniz"
"Kadın
eğri kaburga kemiği gibidir. Eğer doğrultmaya kalkışırsan kırarsım Eğer
mutlu bir hayat yaşamak
istersen
o eğriliği ile beraber faydalanırsın."
Buhariyi
şerheden merhum Kamil Miras şöyle der:
"Hadis'in bu ifadesiyle kadın
cinsinin
fıtrat açısından asabi
olduğunu
ve fıtratı gereği çabuk sinirlenerek eğrilik ve huysuzluk göstermesine
işaret olunup erkeklerin kadınlar
hakkında
hayırlı olmaları emrolunmuştur".
Kadının
bu yönünü Tıp alimleri de aynı şekilde açıklar.
Ord.Prof. Mazhar Osman
şöyle der:
"Kadının esas mizacı
heyecanlılıktır.
Bütün kadınlarda buna rastlanır. Ruh hastalıkları kadınlarda daha
çoktur.
En vahşi kavimlerden en
medeni
milletlerin kadınlarına, medeni terbiye görmüş hanımından eğitimsiz bir
köy kızına varıncaya kadar
kadınlığın
müşterek hisleri vardır. Her kadın ayının yarısını hazırlanma, adet,
adetten
sonra gayri tabilik , adeta
yarı
hasta olarak geçirir".
"Uğursuzluk
üç şeyde vardır: Karı'da, ev'de, ve
at'da."
Uğursuzluk
var mıdır?
Uğursuzluk,
cahilliyet devrinden kalma bir adettir. Birçok kafir bela ile karşı
karşıya
kaldıkları zaman peygamberlerine ve önderlerine:
"Sizin
yüzünüzden uğursuzluğa uğradık" derlerdi. (Yasin suresi /18)
Allah
Resulu hadis-i şeriflerinde:
"Uğursuzluk
şirktir. Uğursuzluk şirktir. uğursuzluk şirktir"
"...uğursuzluk
inancı putperestliktir"
"
Uğurlu olup olmadığını öğrenmek için kuş uçuran veya kendisi için
uçurulan...
bizden değildir" (Ebu Davud Taberani)
Uğursuzluk
konusunda cahiliyet devri insanlarının çok kapsamlı inançları vardı.
herşeyde
bir uğursuzluk ararlardı. Bazı günlerde yolcuğa çıkmayı bile uğursuzluk
sayarlardı. İslamn geldikten sonra bu batıl görüşleri tamamen reddetti.
:nları İslami, akli ve ilmi esaslara bağladı.
Yukarıdaki
uydurma hadisi Hz.Ayşe annemiz duyduğu zaman itiraz ederek şöyle
demiştir:
"Kur'an-ı
Hz.Muhammed'e indiren Allah hakkı için, bu hadisi aktaran yalan
söylemiştir.
Resulullah şöyle buyurdu:" Cahiliyet ehli şöyle derlerdi:Uğursuzluk;
kadın,
at ve evdedir"
Evet,
Peygamber efendimizin, cajhiliyet ehlinin kadınlar için söylediklerini,
peygamber efendimiz söyledi diyebilmek, Müminlerin annesi Hz.Ayşe r.a.
düzeltmesinden haberi olmaksızın bir iftirayı ortaya atmak, yorum
yok... Allah doğru yolu göstersin.
"Kadınlar
arasında sâliha kadın, yüz tane siyah
karga arasında alaca karga gibidir."
"Kadın,
eşek ve kara köpek namazı bozar."
Bu
iki sözü Allah Resulünün söylemesi mümkün değildir. Zira bu
sözler
Kur'an-ı Kerim ile çelişki halindedir. Allah Resülünün Kur'an-a ters
bir
şey söylemesi mümkün değildir. Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Erkek
veya kadın, mümin olarak kim iyi amel işlerse, onu mutlaka güzel bir
hayat
ile yaşatırız. Ve mükâfatlarını, elbette yapmakta olduklarının en
güzeli
ile veririz." (Nahl Suresi /97)
"...Allah,
kullarına bir zulüm dileyecek değildir." (Mümin Suresi /31)
Şu
halde kadına zulmü amaçlayan davranışları ilahi adaletle
bağdaştırmak
mümkün değildir. Aksine Cenab-ı Hak kadını çağlar boyunca maruz kaldığı
aşağılanmalardan kurtulmak ve böylece ona toplum içindeki şerefi ve
itibarını
iade eetmek için Kur'an-ı Kerim'i Hz.Muhammed'e indirmiştir. Ancak
sonra
yabnacı kültürlerle ve özellikle Yunan kültürü ile temasa geçmeleri
sonucu
müslümanlar bu kültürün etkisinde kalarak Kur'an-ı Kerim'den
kopmuşlardır.
Bunun neticesinde kadını aşağılayıcı birço görüş İslam toplumuna
girmiştir.
"Benden sonra erkeklere kadınlardan daha zararlı fitne ve fesad olarak hiçbir şey bırakmadım."
"Bana
Cehennem halkı gösterildi; çoğunluğu
kadınlardı...
cehennemin kapısında durdum, oraya girenlerin çoğu kadınlardı..."
"Allah
Resülü Ramazan veya Kurban Bayramında musallaya gitmek üzere yola
çıktığında
kadınlara rastladı ve şöyle dedi:
"
Ey kadınlar topluluğu sadaka veriniz, zira cehennem ehlinin çoğunluğunu
sizlerin oluşturduğunu gördüm."
Kadınlar
neden ya Resullullah diye sorduğunda Allah Resulü buyurdular:
"Çünkü
kadınlar çok lanet ettiler ve kocalarına karşı da nankör oldular..."
"Bir
kimsenin bir kimseye secde etmesini emredecek
olsaydım, herhalde kadının kocasına secde etmesini emrederdim."
Ibn-i
Hazm bu hadis hakkında: éRavisi Şerik bin Abdullah, müdellistir, munker
hadisleri zayıf ravilerden alır, onların adını gizleyerek güvenilir
ravilere
nisbet eder" diyerek bu hadis-i redetmiş, uydurma olduğunu
söylemiştir.
Genellikle bu tür sözler ilim sahiplerince tenkit edilmişse de;
bu
tenkitler, bu çirkin ifadseleri şaşılacak bir teslimiyetle ve
çabuklukla
kabul eden geniş kitlelere ulaşmamışltır.
Bunun gibi daha fazla örnek vermek mümkündür fakat asıl amacımızın Kutsal Kitap ile Kuran (Hadîsler değil) arasındaki farklılıkları araştırmak olduğu için Kuran'daki ayetlerle yetineceğiz. Sadece şunu itiraf etmek gerekiyor ki eğer yukarıdaki hadisler insanı erkek ve dişi olarak yaratan Allah'ın kadınlar hakkındaki yorumunu gerçekten ifade etseydi kadınlar gerçekten acınacak kişiler olurlardı!
Fakat Kutsal Kitap'a göre kadın, her yönden erkekle eş değerdedir. Bunun en çarpıcı ve çekici örneğini Mesih açıkladı. Yeryüzündeyken İsa Mesih toplumun bütün kadın-erkek ayrımını oluşturan kalıpları kırdı. Havarileri olarak on iki erkek seçmekle birlikte en yakın öğrencileri arasında birçok kadın vardı. O dönemdeki Yahudi din liderlerini şaşırtan bir şekilde İsa, ayırım yapmadan veya kadınların akıllarını eksik görmeden, en derin öğretişlerini onlara da açıklardı.
Örneğin, bir gün Meryem (İsa'nın annesi değil)
adında öğrencisi İsa'nın "ayakları dibine oturmuş O'nun konuşmasını
dinliyordu."
Ablası Marta ise hizmet işlerinin çokluğundan ötürü Meryem'i kendisine
yardım etsin diye İsa'ya şikayet ediyordu. İsa ona "Gerekli olan tek
bir
şey var. Meryem iyi olanı seçmiştir ve bu kendisinden alınmayacaktır!"
dedi (Luka 10:30-42).
Ölümden dirildiği zaman İsa ilk önce
havarilerinkinden
daha büyük imana sahip olan kadın öğrencilerine göründü (Matta 28:8-10;
Markos 16:9-11; Yuhanna 20:1-18). Her yönden kadının erkekle eş değerde
olduğu görülür.
Eğer
kadın, iman edip ibadet yaparsa cennete girer. Küfredip isyan ederse
cezalandırılır.
Bu konuda erkekten hiçbir eksik yönü yoktur.
Cenab-ı
Hak buyuruyor :
"Erkek
ve kadından kimi inanmış olarak bir iyilik yaparsa onu hoş bir hayatla
yaşatırız. Ahirette ise onların ücretini yaptıklarının en güzeliyle
veririz."
(Nahl Suresi /97)
"Rableri
onlara karşılık verdi : Ben sizden erkek kadın, hiçbir çalışanın işini
zayi etmiyeceğim. Hep birbirinizdensiniz." (Al-, İmran Suresi /195)
"
Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin
kadınlar,
itaata devam eden erkekler ve itaate devam eden kadınlar, doğru
erkekler
ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar. Allah'a
gönülden
saygılı erkeler ve saygılı kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka
veren
kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar,
Allah'ı
çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar, işte bunlar için bağış ve
büyük
bir mükafat hazırlanmıştır." (Ahzab Suresi/35)
Kadınların konumunu aşağıdaki beş başlıkta daha ayrıntılı bir şekilde etüt edebiliriz.
1) YARADILIŞ
Kuran'a göre "erkeklerin kadınlardan bir üstün derecesi vardır" (Bakara/2:228). Yani İslam'ın evlenme ("Teehhül") hukukunda kadınlar erkeklere göre daha aşağı bir derecede görülürler. Kuran'a göre iki kadının tanıklığı bir erkeğin tanıklığına bedeldir. (Bkz Bakara/2:282). Peki neden? Buharî ve Müslim gibi kaynakların bildirdiği bir hadîse göre, bu ayetin nedenini soran bazı kadınlara Muhammed şöyle demiş: "İşte bu aklınızın eksikliğindendir." Aynı hadîse göre, kadınların dini de eksiktir demiş peygamber, çünkü âdet gördüğü zaman namaz kılmaz ve oruç tutmaz. Yani bu dinsel eksikliğin kanıtı olarak Muhammed kadınlara, Allah'ın onları "hayızlı (âdet görür) şekilde" yaratmış olduğunu hatırlatmış. Buna benzer bir şekilde miras alma bakımından da kadının mirastan aldığı pay, erkeğin payının yarısıdır (Bkz. Nisâ/4:11, 176).
Kadının
Aklı ve Dini Yarım mı?
"Allah
Resülü Ramazan veya Kurban Bayramında musallaya gitmek üzere yola
çıktığında
kadınlara rastladı ve şöyle dedi:
"
.... sizin kadar eksik akıllı ve eksik dinli birinin akıllı ve dini
sağlam
bir kimsenin aklını çelebildiğini görmedim" demiştir.
Kadınlar:
"Aklımızın ve dinimizin eksikliği nedir ya Resullullah" diye sorduğunda
Allah Resulu :
"İki
kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliği yerine geçmesi kadının
aklının
noksanlığı, hayızlı olduğu zaman namaz kılmaması ve oruç tutmaması da
dininin
noksanlığıdır, cevabını vermiştir." (Buhari, Hayız; Müslim, İman)
Saidi, hadisten kadının aklının ve dinin eksik olduğu şeklinde bir mana çıkarılamıyacağını söylerken hadisin tamamının değil sadece "kadının aklı ve dini noksandır" kısmının dikkate alınmasından kaynaklandığını söylemektedir. "Kadının aklı ve dini noksandır." ifadesinde gerçek anlamada bir akıl ve din noksanlığı kastedilse idi kadının malları üzerinde tasarruf hakkına sahip olmaması, bu haklardan yararlanabilmesi için de eşinin ve velisinin izin vermesi şartının aranmasıo gerekirdi İslam hukukunda, kadın olmanın tasarruflarda bulunmayı engelleyen bir sebep olamayacağını belirterek İslam'ın kadına her türlü tasarruf ve mülk edinme ehliyetini verdiğini ayrıca tarihi geçeklerin de kadına akli bir eksiklik atfedilmesine mani olduğunu söylemektedir.
Mutevelli ise, akla uygun olmaması, Kur'an-ın açık hükümlerine ve tarihi geçeklere ters düşmesi sebebiyle bu hadisin mevzu olduğunu söylemektedir.
Bu eksiklik keyfiyet bakımından değil, kemmiyet bakımındandır. Kadın belirli zaman içinde namaz kılmamakla, ayni zamanda başka bir farzı yerine getirmektedir. Çünkü bu günler içinde kadının söz konusu ibadetleri yapmaması farz, yapması ise haramdır. Kadın namaz kılmazken de Allah'ın emrine uymakta ve sevabını almaktadır.
Kadının zeka ve idrak açısından eksik olduğu anlayışına karşı çıkan Kasım Emin, böyle bir anlayışın ortaya çıkmasını, değişik asırlarda kadının ilmi ile meşguliyetinin az olması ve akli melekelerini geliştirecek faaliyette bulunmamasına bağlamaktadır. Farklılık yaratılıştan olmayıp, tecrübelerin azlığı ve çokluğundan kaynaklanmaktadır.
Hz.Aişe'nin ilmi sahada gösterdiği başarı ancak akli yeterliliğine sahip bir kişinin gösterebileceği bir başarıdır. Sahabeden en büyük fakihler bile, fıkhı meselelerde "Hz.Aişe'ye danışıyordu. Urve'nin Hz.aişe hakkında; Hz.Aişe'nin şiir bilgisine hayret etmiyorum, çünkü Ebu Bekir'in kızıdır. Fıkıh konusundaki ilmine de hayret etmiyorum, çünkü Hz.Peygamber'in zevcesi idi. Fakat tıp konusunda ki bilgisi beni hayrete düşürüyor." dediği nakledilmektedir.
İslam toplumunda kadınlar sadece Hz.Peygamber konusunda değil, bütün devirlerde önemli roller üstlenmiştir, hatta erkeklere hocalık yapacak seviyeye ulaşmışlardır. Hz. Ömer halifeliği esnasında kadınlarla istişare de bulunuyor, onların görüşlerini alıyordu. Hz. Ömer kızı Hafsa'ya kadınların kocalarından ne kadar sure ayrı kalmaya sabredeceklerini sormuş, kızının ona verdiği cevaba uygun olarak bu süreyi dört ay olarak belirtmiştir.
Açıklanan bu örneklerin kadın için aklı ve dini açıdan herhangi bir eksikliğin söz konusu olmadığını açıkça göstermektedir. Kadının aklının eksik olduğu kabul edilirse, yükümlülük için aklının sihhatinin şart olduğunu, akli yöndeneksik olan bir varlığın herhangi bir dini sorumluluğunun olmaması gerekirdi. Halbuki kadın ve erkek her müslümanın Allah'ın emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından kaçınmak konusunda aynı derece yükümlü oldukları Kur'an-ı Kerim'de açıkça belirtilmiştir.
Kuran'ın bazı ayetleri kadın-erkek ayrımı yapmadan ikisinin cennete gidebileceği şeklinde bildirir (Bkz. Nahl/16:97; Tevbe/9:72). Ama buna karşı Kuran'daki cennet, erkeklerin cenneti olarak gözükmektedir (Bkz. s. 48.)
Kutsal Kitap'a gelince durum çok farklıdır. Tanrı insanı yarattığı zaman, "kendi suretinda yarattı, onu Allah'ın suretinde yarattı; onları erkek ve dişi olarak yarattı" (Tekvin 1:27). Yani erkek kadar kadın da Tanrı'nın benzeyişine göre yaratıldı. Kadın erkekle aynı yüce değere sahiptir. Onları mübarek kılarak, ikisine hitap ederek Tanrı şöyle buyurdu: "Semereli olun, ve çoğalın, ve yeryüzünü doldurun, ve onu tabi kılın; ...ve yeryüzü üzerinde hareket eden her canlı şeye hâkim olun" (Tekvin 1:28). Dünyayı birlikte yönetmek için yaratıldı. Kadın, erkeğin kölesi olarak değil, onun eşi olarak yaratıldı.Onun en değerli arkadaşı, her konudaki paydaşı olmak ve kocasıyla gerçek ruhsal birlik içinde Tanrı'ya hizmet etmek üzere yaratıldı. Kadınlar kocalarıyla "yaşam lütfunun ortak mirasçılarıdır" (I. Petrus 3:8). Rab İsraillileri boşanma konusunda şöyle azarlardı: "Gençliğinin karısı ile senin aranda RAB şahit oldu, o kadın ki, senin arkadaşın ve kendisiyle ahdettiğin kadın olduğu halde sen ona hainlik ettin." (Malaki 2:14)
2) EVLİLİK
Evlilik konusunda apaçık zıtlıklar vardır. İlkin Kutsal Kitap tek eşlilik buyururken Kuran'da çok karılılık (polijini) sistemi verilmektedir. Şu ayetleri karşılaştırın:
"Yaradan, ta başlangıçtan insanları 'erkek ve dişi olarak yarattı' ve şöyle dedi: 'Bu nedenle adam annesini babasını bırakacak, karısına bağlanacak ve ikisi tek bir beden olacaklar.' Şöyle ki, onlar artık iki değil, tek bedendir. O halde Tanrı'nın birleştirdiğini, insan ayırmasın." (Tekvin 2:24; Matta 19:5-6)
"Her erkeğin bir karısı, her kadının bir kocası olsun." (I. Korintliler 7:2)
"Hoşunuza giden başka iki, üç ve dörde kadar
evlenebilirsiniz."
(Kuran: Nisâ/4:3)
Evvela
ayet-i kerimenin mealini tam olarak verelim.
"Eğer
(kendileriyle evlendiğiniz takdir de) yetimlerin haklarına riayet
edememekten
korkarsanız beğendiğiniz (veya size helâl olan) kadınlardan ikişer,
üçer,
dörder alın. Haksızlık yapmaktan korkarsanız bir tane alın; yahut
da sahip olduğunuz ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için
en
uygun olanıdır."
Bu
esas itibariyle yalnız bir müsade ve mübah kılmak olduğunda ve
haksızlık
etme endişesi bulunduğu takdirde mekruh olduğu hususunda söylenecek bir
söz yoktur. Bununla beraber âyet, birden fazla kadınla evlenmenin bazı
durumlarda mendub olduğunu ve hatta vacib olduğunu bildirmekten de uzak
değildir ki, bunu da en fazla gerek erkekler ve gerek kadınlar için
fuhuş
ve zina tehlikesinin yüz göstereceği durumlarda aramak gerekir. ifadesi
gereğince bu müsadenin en fazlası dört (kadın) olmuştur.
Öncelikli
olarak tespit etmemiz gereken nokta çok evliliği İslam'ın getirmemiş
olması,
var olan çok evliliği dört kadınla
sınırlaması,
bunu da yapılmadığı takdirde kulun günaha gireceği bir emir olmayıp bir
ruhsat olarak belirlemesidir. Hanımı
doğurgan
olmayan bir kocanın, kısır olan hanımını boşamak yerine doğurgan ikinci
bir hanım ile evlenmesi bir ruhsattır. Hanımı
hasta
olan bir kocanın sağlıklı ikinci bir hanım ile evlenmesi de bir
ruhsattır.
Savaş deprem ve benzeri afetler sonunda kadınların sayısının ereklerden
fazla olması halinde de birden fazla evlilik bir ruhsattır.
(Bkz.
Çok Evlilik )
Kutsal Kitap, Tanrı'nın insan için asıl planının
tek eşlilik olduğunu vurgulamaktadır. Örneğin Süleyman'ın Meselleri'nin
şiirsel bir bölümü tek eşliliğin doğruluğu ve güzelliğini şöyle dile
getirir:
"Kendi sarnıcından sular, Ve kendi kuyunun
içinden
akar sular iç. Pınarın mubarek olsun, Ve gençliğinin karısı ile sevin.
Sevimli geyik ve lâtif ceylan gibi, onun sevgisi ile daima mest ol. Ve
oğlum, niçin yabancı kadınla mest olasın, Ve bir ecnebi kadını
kucaklıyasın?
Çünkü insanın yolları RABBİN gözü önündedir; Ve onun bütün yollarını
tartar."
(Süleyman'ın Meselleri 5:15-21) Tevrat'ta başka
bir örnek de, tek eşli sevgiyi ve bağlılığı kutlayan "şiirsel"
Neşideler
Neşidesi bölümüdür. Yeni Antlaşma'da Mesih İnanlıları topluluğunda
önder
veya görevli olabilmek için "tek karılı" olmak şarttır (Bkz. I.
Timoteyus
3:2, 12; Titus 1:6).
Boşanma olayı da çok çelişkilidir. Kutsal Kitap "karısını cinsel ahlaksızlıktan başka bir nedenle boşayıp başkasıyla evlenen, zina etmiş olur. Kocasını boşayıp başkasıyla evlenen kadın da zina etmiş olur" (Matta 19:9; Markos 10:11-12) diye buyurur. Orada Tanrı, boşanmayla ilgili tutumunu açıklar: "Tek yapmadı mı? Allahı RAB diyor: Ben boşamadan... nefret ederim, orduların RABBİ diyor; bunun için ruhunuzu sakının da hainlik etmeyin" (Malaki 2:16).
Cenab-ı
Hak buyuruyor:
"...Eğer
size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol
aramayın;
çünkü Allah yücedir, büyüktür. Eğer karı-kocanın aralarının
açılmasından
korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir
hakem
gönderin. Bunlar barıştırmak isterlerse Allah aralarını bulur;
şüphesiz
Allah her şeyi bilen, her şeyden haberdar olandır."(Nisa Suresi
34-35)
Hz.Muhammed
s.a.v. buyuruyor:
"Evleniniz,
fakat boşanmayınız. Çünkü allah, zevkine düşkün erkeklerle, zevkine
düşkün
kadınları sevmez."
"Boşanmak,
Allah katında mubah olan şeylerin en sevimsizidir"
"Evleniniz,
fakat kurduğunuz bu aile yuvasını, boşanmakla yıkmayınız. boşanmak var
ya! Onun fenalığından Arş-ı ilahi titrer."
Kuran ise erkeklere, boşamaya karar verdikten sonra dört ay beklemeleri gereğinden ve bunu saygıyla yapmaktan başka her hangi bir sınır koymamaktadır (Bkz. Bakara/2:228-232). Yani sonuçta erkek istediği zaman karısını boşayabilir. Fakat kadın boşanma hakkına sahip değildir. Kadınlar ancak ellerinden alınamayacak altın ve değerli şeyleri biriktirerek kendilerini korumaya çalışırlar (Bkz. Bakara/2:229).
Boşama
Yetkisi
İslam'da
boşama yetkisi kocanın hakkıdır. Koca isterdse bu yetkiyi karısına
verebilir.
Mesela karısına: Sen on sene kadar boşama yetkisine sahipsin der,
bu yetkiyi kendisine verdikten sonra kadın o süre içinde isterse
kendisini
boşar, istemezse boşamaz. (İbn-i Abidin) Buna "Tefvizu't-talak" denir.
Nikah esnasında boşama yetkisinde elinde bulunanan erkek, karısına
kendisini
istediği zaman boşama hakkını verir. Boşamanın şeklini ve talakın
sayısını
belirler. Kadın ancak bu şartlar içinde boşama hakkını kullanır. Fakat
koca karısına verdiği bu boşama yetkisini geri alamaz. Böyle bir yetki
verilmemişse kadının kocasını boşama hakkı yoktur.
4) KARI KOCA İLİŞKİSİ
Bu konuda oldukça büyük bir fark vardır. Kuran,
"erkekler kadınlar üzerine hâkimdirler" (Nisâ/4:34) ilkesine dayanarak
şöyle buyurur:
Allah Âdem ile Havva'ya:
"Birbirinize düşman olarak inin, yeryüzünde bir
müddet için yerleşip geçineceksiniz." (Bakara/2:36)
"Karılar tarlalarınızdır, tarlalarınıza
dilediğiniz
gibi girin." (Bakara/2:223)
"Serkeşlik etmelerinden endişelendiğiniz
kadınlara
öğüt verin, yataklarında onları yalnız bırakın, nihâyet dövün."
(Nisa/4:34)
Kutsal Kitap'in öğretisine göre ise, evlilikte ne kadın erkekten, ne de erkek kadından bağımsızdır. Daha doğrusu ikisi diğerine aittir. "Erkek karısına, kadın da kocasına hakkını versin. Kadının bedeni kendine değil, kocasına aittir. Benzer şekilde, erkeğin bedeni kendine değil, karısına aittir." (I. Korintliler 7:3-4)
Kuran'da da kadının haklarıyla ilgili ayetler bulunur (örneğin Bakara/2:228, v.b.). Herhalde İslam disiplini içinde kadının durumu, İslâmlıktan önceki Arabistan'daki kadının durumuna göre büyük bir aşamadır. Ama olay, hak verip vermemenin veya kimin kime ait olduğunun çok ötesine gider.
Kutsal Kitap kocalara, her şeyden önce karılarını özverili bir şekilde sevmelerini buyurur. Mesih İnanlılarının bütün ilişkilerinde olduğu gibi örneğimiz ve ölçütümüz İsa Mesih'in yüce sevgisidir. "Birbirinizi sevin. Benim sizi sevdiğim gibi siz de birbirinizi sevin" (Yuhanna 13:34-35; 15:12-14). Mesih'in bizi nasıl sevdiyse ve kendisini bizim için güzel kokulu bir sunu ve kurban olarak nasıl Tanrı'ya sunduysa, işte kocalar da eşlerini öylece sevmeliler. Onlara şöyle seslenir:
"Ey kocalar, Mesih inanlılar topluluğunu nasıl sevip onun uğruna kendini feda ettiyse, siz de karılarınızı öyle sevin. Kocalar karılarını kendi bedenleri gibi sevmelidir. Karısını seven kendini sever. Hiç kimse hiçbir zaman kendi bedeninden nefret etmemiştir. Tersine, onu besler ve kayırır, tıpkı Mesih'in inanlılar topluluğunu besleyip kayırdığı gibi. 'Bunun için adam annesini babasını bırakacak, karısına bağlanacak ve ikisi tek bir beden olacaklar.' Her biriniz karısını kendisi gibi sevsin. Kadın da kocasına saygı göstersin." (Efesliler 5:25-33)
Bununla birlikte Kutsal Kitap'taki düzenin "Mesih'e duyduğunuz saygıdan ötürü birbirinize boyun eğin" ana ilkesi, evlilik alanında da geçerlidir. Bu yüzden karı-kocalara seslenirken Tanrı'nın evlilik için öngördüğü düzen şöyle belirtilir: "Ey kadınlar, Rab'be ait olanlara yaraşır biçimde, kocalarınıza boyun eğin. Ey kocalar, karılarınızı sevin. Onlara sert davranmayın" (Koloseliler 3:18-19). Şunu hatırlamamız gerekir ki Kutsal Kitap'ta yer alan boyun eğmek ve erkek kadının başıdır gibi düzen kavramları hiçbir şekilde Rab katında kadının erkekle eş değerde olduğu gerçeğini değiştirmez. "Artık ne Yahudi ne Grek, ne köle ne özgür, ne erkek ne dişi ayırımı vardır. (Galatyalılar 3:28).
İSLAM
VE KADIN HAKLARI
Mehmet
Nuri YILMAZ, Diyanet İşleri Başkanı,05.12.2000
Şüphesiz geçmiş incelendiğinde, kadınların tarihin akışı içerisinde erkeklere nazaran daha mahrum ve daha mağdur bir görüntü çizdikleri görülmektedir. Bugün İslam alemindeki bazı olumsuz görünümler,İslam'ın kadına değer vermediği gibi haksız görüşlerin ortaya atılmasına sebep olmaktadır.
İslam'da insan olmaları bakımından, erkekle kadın arasında herhangi bir fark yoktur. Her ikisi de eşit derecede Yüce Allah'ın emir ve yasaklarına muhataptır. Erkek de kadın da, yeryüzünü imar etmek ve orada Allah'a kulluk yapmakla sorumludurlar. İslâm'da insanlık ve Allah'a kulluk bakımından kadınla erkek arasında bir fark bulunmadığı gibi temel hak ve sorumluluklar açısından da kadının konumu erkekten farklı değildir.
Kadın, yaratılış itibariyle erkeğe göre ikinci derecede bir değere sahip değildir. İlke olarak insanların en değerlisi, 'takvâda (güzel şeyler yapma ve kötülüklerden sakınma da) en üstün olanıdır' (el-Hucurât 49/13) Kurân-ı Kerim'de, farklı fizyolojik ve psikolojik yapıya sahip olan kadın ve erkekten biri diğerinden daha üstün veya ikisi birbirine eşit tutulmak yerine, birbirinin tamamlayıcısı kabul edilmiştir. (el-Bakara 2/187)
'Ben, erkek olsun, kadın olsun (ki hep birbirinizdensiniz) içinizden hiçbir çalışanın çalışmasını zayi etmeyeceğim. (Al-i İmran, 3/195) ve 'O'nun varlığının delillerinden (Allah'ın ayetlerinden) biri de kendileriyle kaynaşmanız için size kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koymasıdır. Şüphesiz bunda, düşünen bir toplum için ibretler vardır.' (Rum, 30/21) âyet-i kerimeleri, İslam'a göre kadının bir insan olarak asla ikinci sınıf olmadığını ifade etmektedir.
Yüce Kitabımız Kur'an-ı Kerim; 'Onlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz.' (Bakara, 2/187) beyanıyla da erkek ve kadının insan olarak birbirlerine olan ihtiyaçlarına açık bir şekilde dikkat çekmektedir.
İslâm
dininin kadına tanıdığı hakların değer ve önemini daha iyi
kavrayabilmek
için İslâm'dan önceki çeşitli toplum ve medeniyetlerde kadının durumu
çok
iyi değerlendirilmelidir. Kadının insan olup olmadığının, rûhunun
bulunup
bulunmadığının tartışıldığı, tamamen erkeğe tabi olduğu ve sürekli
vesayet
altında bulunduğu, hatta mirastan hisse alması bir yana, kendisinin
bile
miras malı gibi değerlendirildiği bir dönemde, yüce İslam dini; kadının
da insan olduğunu beyan etmiş, mirastaki haklarını ortaya koymuş, onu
sadece
emir alan değil, yerine göre emir veren konumuna yükseltmiş ve kadını
olması
gereken yere
koymuştur.
Hz. Peygamberin; kadınlardan ayrıca biat alması ve bu hâdisenin Kur'an-ı Kerim'de açıkça yer alması, (Mümtehine, 60/13) İslam'a göre kadın iradesinin bağımsızlığını göstermektedir. İslam'a göre, bir insan olarak erkeğe tanınan temel insan hakları kadına da tanınmıştır. Buna göre hayat hakkı, mülkiyet ve tasarruf hakkı, kanun önünde eşitlik ve adaletle muamele görme hakkı, mesken dokunulmazlığı, şeref ve onurun korunması, inanç ve düşünce hürriyeti, evlenme ve aile kurma hakkı, özel hayatının gizliliği ve dokunulmazlığı, geçim teminatı gibi temel haklar bakımından kadınla erkek arasında fark yoktur.
İslam'ın ilk yıllarında kadının her zaman hayatın içinde olduğu bilinmektedir. Kadınlar camiye gelirler, Peygamberimizin huzurunda oturur; belki bugün bile kadınların sormaya cesaret edemeyecekleri kendi özel durumlarıyla ilgili konuları hiç çekinmeden sorarlardı. Camide ibadetlerini yaparlar, Peygamberimizin konuşmalarını dinlerlerdi.
Bu uygulama daha sonraki dönemlerde de devam etmiştir. Nitekim, Hz. Ömer bir hutbesinde kadınlara verilen mehirin yüksek oranlarda tutulduğunu, bunun miktarının azaltılması gerektiğini söylediğinde, mescitte bulunan kadınlardan birinin ayağa kalkıp; 'Allah'ın bize vermiş olduğu hakkı sen bizden alamazsın. Çünkü bu, Kur'an'da bulunan bir hükümdür' diye itiraz ettiği, Hz. Ömer'in de bu itiraz karşısında 'Allah'a şükürler olsun, benim halkımın arasında yanlışımı düzeltecek böyle kadınlar var' dediği tarihi kaynaklarda kayıtlıdır. Diğer taraftan yine Hz. Ömer döneminde 'Hisbe' denilen görevin, yani pazarlardaki düzen ve ahengi kontrol işlerinin bir nevi bugünkü anlamda 'zabıta' hizmetlerinin kadına verildiği tarihî bir vakıadır.
İslam tarihine ve İslam ülkelerindeki uygulamaya bakıldığında, Peygamberimiz döneminde kadınlara tanınan hakların; geleneklerin din gibi algılanması ve kabul edilmesi gibi sebeplerin etkisiyle tedrici olarak azaldığı görülmektedir.
Bu anlayışın etkisiyle bazı ülkelerde kadın; cinsel obje olarak değerlendirilmiş, horlanmış ve toplumdan tecrit edilmiştir. Bu uygulama asırlarca dünyanın her yerinde farklı din mensupları tarafından da benimsenmiştir. Yakın zamanlara kadar, bazı istisnalar dışında erkeklerle kadınlar medenî ve siyasî haklarda eşit değildi. Son yüzyıla kadar Batı toplumu kadın hakları konusunda kötü bir sınav vermiştir.
Bugün kadın haklarının en fazla olduğu ülkelerde bile 18, 19. asra kadar; kadının ruhu var mı, insan sayılır mı, sayılmaz mı tartışmalarının yapıldığı bir realitedir.
Netice itibariyle söylenecek şey şudur: İslam Dini'ne göre insan insana eşittir. Bu anlayışta kadın-erkek ayırımı kesinlikle söz konusu değildir.
5) EVLENMEYEN KİŞİ
Son bir nokta olarak erkeğin veya kadının bekâr
kalıp evlenmemek konusuna bakabiliriz. Bu konuya iki açıdan bakmamız
gerekir:
1) Evlenmenin, bekâr kalmaktan daha hayırlı olup
olmaması.
2) Erdenliğin, kızlar için önemli olduğu kadar
erkekler için de önemli olup olmaması.
1) Hadîslerden birinde Muhammed şöyle konuşmuş:
"Kadını hayırlı yapan şeylerden biri de, erken
yaşlarda evlendirilmeleridir."
Böylece İslam'a göre bir kadının evlenmesinin,
onun bâkire kalmasından daha hayırlı olduğu anlaşılır.
İslam
da bekarlığa yer yoktur. Eğer bir insan fakirse, onun evlenmesine
yardım
etmek zengin olan müslümanların görevidir.
"Aranızdaki
bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden elverişli olanları
evlendirin.
Eğer bunlar fakir iseler, Allah kendi lütfu ile onları zenginleştirir.
Allah, (lütfu) geniş olan ve (herşeyi) bilendir."
(Nur
Suresi:32)
Allah
Resulu bekar kalmak isteyen Osman bin Mez!ub!a müsaade etmemiş ve ona:
"Dul
olarak Allah'a kavuşma" buyurmuştur.
Hz.Ömer:
"Üç
gün sonra öleceğimi de bilsem bekar gitmektense evlenmeyi tercih ederim"
Ömer
bin Abdulaziz Kufe kadısı Said bin Abdurrahman'a cevabında şöyle der:
"Ordu
mensuplarının ücretlerini ödedikten sonra, fazla para kaldığını
yazmışsınız.
Öyleyse borçlulara borcunu ödeyin ve evlenmeyen fakirleri evlendirin."
Kutsal Kitap'a göre ise bir kadının veya bir erkeğin
Tanrı'nın Egemenliği uğruna evlenmemesi iyidir (Bkz. Matta 19:11-12; I.
Korintliler 7:1, 6-8). Neden? Çünkü...
"Evli olmayan erkek, Rab'bi nasıl hoşnut
edeceğini
düşünerek Rab'bin işleri için kaygı çeker. Ama evli erkek karısını
nasıl
hoşnut edeceğini düşünerek dünya işleri için kaygı çeker. Böylece
ilgisi
ikiye bölünür. Evli olmayan kadın ya da kız hem bedence hem de ruhça
kutsal
olmak amacıyla Rab'bin işleri için kaygı çeker. Ama evli kadın,
kocasını
nasıl hoşnut edeceğini düşünerek dünya işleri için kaygı çeker...
Dikkatinizi
dağıtmadan, Rab'be adanmış olarak ve O'na yaraşır biçimde yaşamanız
için...
" (I. Korintliler 7:32-35)
Yani evlenmemiş kadın veya erkek eksik değildir. Hatta büyük bir ayrıcalığa sahiptir. Yine de, bu şekilde bekâr kalmayı ancak böyle bir Tanrı vergisine sahip olanlar kabul edebilir. Tabii ki çoğunluk, Tanrı'nın insanlık için uygun gördüğü şekilde evlenecektir. Evliliğe saygı gösterilmelidir (Bkz. İbraniler 13:4).
2) İslam ülkelerinde "erdenlik" öğesinin önemi çok büyüktür. Halbuki evlenmeden cinsel ilişkilere girmemenin önemi yalnız kızlar için gerekli görülür. Öyle ki "bekâret" kelimesi "kızlık" veya "kız oğlan kız" olma durumu anlamına gelir. Muhammed evlilik öğütleri verirken, evleneceği kadında bekâret aranmasını tavsiye etti: "Bâkire kadınlarla evleniniz. Çünkü onlar doğurgandırlar, daha tatlı dilli, dudaklıdırlar. Cinsel ilişkide ve harcamada daha kanâatkârdırlar." Bu açıdan Kuran, cennetlik erkeklere "bâkire", yani "bakışlarını yalnız erkeklerine çevirmiş, daha önce ne insan ne de cinlerin dokunmuş olduğu eşler" verileceğini söylemektir (Bkz. Vakıa/56:35-38; Rahmân/55:56).
Kutsal Kitap'a göre evlenmeden önce veya evlilik dışında cinsel ilişkilere giren her kadın ve de her erkek günah işlemiştir. Hiç ayrım yoktur. "Tanrı cinsel ahlaksızlıkta bulunan (evlenmeden cinsel ilişkiye girenler) ve zina edenleri (evli olduğu kişiden başkasıyla cinsel ilişkiye girenler) yargılayacak" (İbraniler 13:4). İsa Mesih, zinada yakalanmış bir kadını getirip onun taşlanmasını isteyen erkek din bilginlere şunu söyledi: "Aranızda günahsız olan, ona ilk taşı atsın!" (Yuhanna 8:1-11).
"Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun; Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah dini(ni tatbik) hususunda sizi sakın acıma duygusu kaplamasın! Müminlerden bir grup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun. Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkası ile evlenemez; zina eden bir kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan erkek evlenebilir. Bu, müminlere haram kılınmıştır" (Nur Suresi 2-3)
Kutsal Kitap'ın standartları, şartları şöyledir:
"Tanrı'nın isteği şudur: kutsal olmanız, cinsel ahlaksızlıktan kaçınmanız, her birinizin, Tanrı'yı tanımayan uluslar gibi şehvet tutkusunda değil, kutsallık ve saygınlık içinde kendi bedenini denetleyebilmesi... Rab bütün bu suçlardan ötürü insanları cezalandıracaktır. Çünkü Tanrı bizi ahlaksızlıkta değil, kutsallık içinde yaşamaya çağırdı." (I. Selanikliler 4:3-7)
Hatta iç varlıklarının günahlarıyla ilgili olarak İsa erkeklere şöyle buyurdu, "'Zina etme' denildiğini duydunuz. Ama ben size diyorum ki, bir kadına bakıp onu arzulayan her adam, zaten yüreğinde o kadınla zina etmiştir" (Matta 5:27-28).
Gördüğümüz gibi diğer konularda olduğu gibi kadının konumu konusunda da Kutsal Kitap ile Kuran arasında büyük ve esaslı çelişkiler vardır. Bundan doğan sonuç, kadınların durumunu çok farklı şekilde belirleyen bu iki bildirinin aynı kaynaktan geldiğini söylemenin mümkün olmamasıdır.