Recep, Şa'ban
ve Ramazan... Regaib, Mi'rac ve Berat ile yoğunlaşan bir dînî hayat.
"Recep
Allah'ın, Şa'ban Rasûlullah'ın, Ramazan ise ümmetin ayı" Müslüman, bu
feyiz
ve nur aylarında kesif bir kulluk ortamına hazırlanıyor. Tıpkı
yaratılışındaki
tedriçle, kesafetten letafete doğru yol alıyor. İnsanın varoluşu, latif
bir varlık olan ruh ile başlıyor. Beden dediğimiz kesafete bürünerek
dünyadaki
fonksiyonunu üstleniyor insanoğlu. İbadet ve riyazet temposu içinde bu
dünya kesafetini dağıtıp İslam'ın latif dünyasına ulaşmaya çalışıyor.
Bu
manevî yükselişin en hızlı seyrettiği, bütün mü'minleri bahar tazeliği
ile saran mevsim, üç aylardır.
Üç ayların
gelişiyle ibadet dünyasını zenginleştiren, oruç ve benzeri nafile
ibadetlerle
manevî yükselişi sağlamaya çalışan mü'min, Ramazan ayının son on
gününde
i'tikaf dediğimiz halvetle tam bir konsantrasyona (kesafete) erer. Üç
aylar
bir bakıma, Kur'an gecesi olan ve Kur'an diliyle "bin aydan hayırlı"
sayılan
Kadir gecesine hazırlık ve manevi temizlik, ruhî yüceliş ve yükseliş
günleridlr.
Kur'an'la
peygamberlik görevine başlayan Yüce Rasul'ün peygamberlik öncesi Hira
mağarasına
çekilip vahy-i ilahîyi telakki etmeye hazırlanması gibi, müminler
Ramazam'ın
son on gününde yine O'nun sünnetine imtisal ile î'tikafa girerler ve
adeta
yeniden Kur'an'ın vahiy tazeliğini yaşarlar.
İ'tikaf, cuma
namazı kılınan bir mescidde ibadet kasdiyla belli bir süre bulunmak
demektir.
Vacip, sünnet ve müstehab olmak üzere üç tür i'tikaf vardır. Vacip
olanı,
adak yoluyla olanıdır. Sünnet olanı Ramazan'ın son on gününde camide
yapılandır.
Müstehab olanı ise gayr-i muayyen zamanlarda camide itikaf niyyetiyle
en
az subhanallah diyecek zamandan biraz daha fazla bulunmaktır.
Bizim üzerinde
duracağımız Ramazan'da yapılan ve Peygamberimiz'in Medine hayatı
boyunca
vefatı senesine kadar terketmediği i'tikaftır. Bunun yapılmasınm fıkhî
hükmü kifaye yoluyla müekked sünnettir, î'tikafa girecek kimsenin, aklı
başında ve temiz olması, i'tikafın mescidde ve o hükümde bir yerde
yapılması
gerekir. Kadınlar ise evlerinde mescid hükmüne koydukları bir oda veya
bölmede i'tikafa girebilirler.
İ'tikafın
mescid ve camilerin büyükleri ve efdal olanlarında olması faziletini
artırır.
Harem-i şerif, ya da beldenin en büyük camisi bu iş için en uygun
mekandır.
İ'tikafa giren
kimse bir bakıma dış dünya ile irtibatını kesmiş, kendini ibadete,
Kur'an
tilavetine, zikir ve fikre vermiştir. Boş söz söylemekten, boş lakırdı
etmekten sakınır i'tikafta bulunan kimse. Temiz libaslar içinde güzel
kokular
sürünerek oturur, kadınlarla ihtilaftan hanımına yaklaşmaktan uzak
durur,
abdest tazeleme gibi meşru bir sebep olmadıkça mescidden dışarı çıkmaz.
Çünkü meşru bir mazereti olmayan kimsenin mescidden dışarı çıkması,
i'tikafı
bozar, î'tikafa giren kimse, kullanacağı eşyalarını fazla yer işgal
etmeyecek
tarzda yanında getirir ve orada yer, içer ve yatar.
Hayatını mescide
bağlayan bir itikat ehli, adeta ihtiyacı giderilinceye kadar büyük bir
zatın kapısında bekleyen ve ısrarla dileğini tekrarlayan kimseye
benzer,
insan, dünyanın her türlü aldatıcı, çarpıcı süs ve alayişinden
uzaklaşma
imkanı bulur. Gözünü gönlüne çevirme, kalbinin ve vicdanının sesini
duyma
fırsatı elde eder. oruçla birlikte incelen cesedini, saflaşan ruhunu
yaratılışının
sırrıa yönlendirme zeminine kavuşur.
Çoluk-çocuğun
ihtiyaçları, nefsin bitmek tükenmek bilmeyen arzu ve istekleri, on
günlük
bir süre ile de olsa, meşgul etmez onu artık. Allah'ın evi olan
mabedde.
Allah'ın nazargahı olan gönlü-nü arıtmaktır onun işi. Kadirle birlikte
inen gufran ve rahmet damlalarını yudum yudum içer, susuzluğunu
kandırır.
Kadir gecesinin kadrini anlama bahtiyarlığını elde etme imkanı bulur.
Sığındığı
manevî kalede şeytanın askeri olmamak için planlar yaparak yaklaşan
ölümü
hazırlıkla karşılamanın yollarını arar.
İ'tikaf denilen
Ramazan Halveti sayesinde kalb nurlanır, zihin durulur. Nefis belli
ölçüde
gemlenir. İ'tikaftan çıkan kimsenin yüzünde kulluk ve ibadet
parıltıları
görülür.
İ'tikafbir
halvettir; yani sevgili ile başbaşa kalmadır. Onunla yalnız görüşmedir,
O'na yakılıp yanmadır. Tasavvuf ricali, Hz. Peygamber'in bi'set öncesi
halvetiyle, Ramazan i'tikafını ve Musa Peygamber'in kırk günlük Tür-ı
Sina'da
Rabbı ile olan mülakatını esas alarak erbain ve çile denilen eğitim
usulleri
geliştirmişlerdir. Mescidlerin dışında da yapılabilen ve kırk gün kadar
süren halvetler, aslında şekil bakımından itikafa benzer. Ancak
halvetin
mürşid kontrolünde olması esastır.
Şüphesiz herkesin
Ramazan'ın son on gününde i'tikafa girmesi istenmemiştir. Bu yüzden
i'tikafin
fıkhî hükmü sünnet-ı kifayedir; yani bir beldede bir kişi de olsa
itikafa
giren bulundukça, diğerleri onun berekatıyla bu sünnetin icra
edilmemesinden
mes'ul olmazlar. Ama insanın Rabbı ile başbaşa kalma bahtiyarlığına
ömürde
bir kerre de olsa ermesi her halde unutulmaz bir lezzet, tarif edilmez
bir haz, yaşanmakla anlaşılacak bir zevk olsa gerektir.