İsmi Fatime. Künyesi Ümm-i Cemil. Hz.Ömer'in (r.a.) kızkardeşidir. Hz.Said ibn-i Zeyd (r.a.) ile evlenmiştir.
Beyi ile birlikte ilk müslüman olanlardandır. Müslüman olduğunda ancak on kişi kadar müslüman vardı. Kardeşi Hz.Ömer'in müslüman olmasına sebep oldu. Kocası ile birlikte Medine'ye hicret etti.
Edibe, fadıla, fenalıklardan alıkoyan, iyiliklere yönelten bir hatun idi. Hz.ömer2in hilafet devrinde vefatetti. dört oğlu vardı. abdullah, abdurrahman, Ezyed ve Esved.
Hazret-i Ömerin islâma gelişine sebep oluş hikayesi
Bir perşembe
gecesi, Habîb-i ekrem 's.a.v.', Ömer 'r.a.' hakkında düâ etdi. Düâsı
kabûl oldu. Buyurdular ki,
- Yâ Rabbî! Şu iki kişiden hangisi
sana sevgili ise dîn-i islâmı onun ile azîz eyle. Ömer bin Hattâb veyâ
Amr bin Hişâm.
Ertesi gün, Kureyşin büyükleri Haremde
toplandılar.
- İşbu Ebû Tâlibin yetîmi Muhammed
Mustafâ 's.a.v.' zuhûr edip, âbâ ve ecdâdımızın dînini ibtâl
etdi.Putlarımız
için, fâide ve zarar vermez diye kötüledi. Gayretine dokunmuyor mu ki,
yâ Ömer, bu denli kudret ve heybetin, izzet ve satvetin var iken,
putlara
yardım etmeyi, onu öldürmeği düşünmüyor musun, diye tahrîk etdiler.
Hazret-i Ömerin câhiliyye damarı
kalkdı. Sonu kötü olan bir gayretle, kılıncını takındı. Resûlullah
's.a.v.'
hazretlerini öldürmeğe giderken, Benî Zühreden Nu'aym 'r.a.'
hazretlerine
rastladı.
- Yâ Ömer, nereye gidersin dedikde,
cevâb verip,
- Şu Kureyşin büyüklerine ahmak
diyen ve putlarımıza bâtıl diyen, Muhammedi katl etmeğe gidiyorum, dedi.
Nu'aym 'radıyallahü teâlâ anh' dedi
ki,
- Yâ Ömer! Hayret edilecek bir işe
yeltenirsin. Başa çıkamıyacağın sevdâya düşmüşsün. Eğer bu işi
başarırsan,
Benî Hâşim ve
Benî Zühre seni sağ koyacaklarını
mı sanıyorsun. Yürü var, işine git, deyince,
Ömer 'radıyallahü teâlâ anh' dedi
ki,
- Yâ Nu'aym! Yoksa sende mi, Muhammedin
dînine girdin. Eğer öyle ise, evvelâ seni katl edeyim.
Nu'aym hazretleri dedi:
- Muhammedin dînine sâdece ben mi
girdim, sanırsın. Kız kardeşin ve enişten de girmişlerdir.
Ömer, bu haberi işitince, gadabı
dahâ fazla olup, nereden ma'lûm onların müslimân oldukları, dedi.
Nu'aym dedi:
- Eğer inanmaz isen, kız kardeşinin
evine var. Bir koyunu kendi elin ile boğazla, pişirsinler. Onlar senin
boğazladığın koyunu
yimezler ise, o zemân bilmiş olasın
ki, onlar islâm dînine girmişlerdir.
Hazret-i Ömer 'r.a.' o tehevvür
ile gidip, kapılarına vardı. İçeriden kulağına bir ses geldi. Dikkat
ile
dinledi. Anladı ki, okudukları kelâm, hiç insan sözüne benzemez. Meğer
o vakt Tâhâ sûresi nâzil olup; hazret-i Fahr-i kâinât aleyhi
efdalüttehıyyât, muhâcirînden Habbâbı 'r.a.' onlara göndermişdi.
Onlara, o sûrenin âyetlerini ta'lîm ediyordu.
O vakt, bunlar hazret-i Ömerin korkusundan, kapıyı bağlamışlardı.
Ta'lîm
ile meşgûl iken, hazret-i Ömer kapı ardından dinledi. Dinledikçe,
istidâdlı
kalblerine, ezelî olan kelâmın rahmânî nûrları gelmeğe başlayıp,
şeytânî
küfr zulmeti mahv olmağa başladı. Sabr etmeğe mecâli kalmayıp, kapıya
eli
ile vurdu. Kapı bağlanmış idi. Dikkat kesildikleri gibi, içeride
olanlar,
korkularından susdular. Habbâbı 'r.a.' gizlediler. Sûre-i kerîmeyi
saklayıp,
kapıya bakdılar ki, gelen hazret-i Ömerdir 'r.a.'. Kılıncı yanında,
heybetle
ve satvetle gelmiş ki, yüzlerine bakmaz. Kız kardeşi,
- Hoş geldiniz deyip, içeri alıp,
oturdular.
Gelmelerinden dolayı, yiyecek tedârik
edip, koyun getirdiler. Hazret-i Ömer 'r.a.' kalkıp, kendi boğazladı.
Pişirdiler.
Hazret-i Ömer, ezelî kelâmın te'sîrinden mest olmuş, ne konuşmağa
mecâli
ve ne oturmağa sabrı ve karârı var idi. Ne hâl ise, taâmı pişirip,
ortaya
getirdiler. Hazret-i Ömer dedi, gelin berâber yiyelim. Her biri bir özr
behâne edip, yimediler. Kendileri de birkaç lokma aldılar. Dîn-i islâma
girdiklerini tahkîk edip, hayreti de çoğaldı. Taâmı [yiyeceği]
kaldırdıkdan
sonra, süâl buyurdular ki;
- Okuduğunuz ne idi.
Onlar okuduklarını inkâr eylediler.
Korkularından konuşmağa başladılar.
Hazret-i Ömer 'r.a.' buyurdular
ki,
- Bilmiş olunuz ki, ben Kureyş arasında
kılınç bağlayıp, o da'vâ ile geldim ki, varıp, Muhammedi katl edeyim.
Yolda
gelirken, sizin de Muhammedül-emînin dînine
girdiğinizi işitdim. Geldim ki, evvelâ sizi katl edeyim. Sonra
Muhammedi
katl edeyim. Lâkin,
kapıya geldim. Kulağıma bir ses
geldi. Dinledikce o kelâmın lezzeti bir hâl verdi ki, o kötü fikr
benden
gidip, kalbime şevk ve
muhabbet dolup, beni tedirgin eyledi.
Elbette inkâra mecâl vermeyip, getirin okuduğunuzu, dinleyelim, dedi.
Kız kardeşi ve eniştesi, bu sözü
işitdiklerinde, sevindiler. Kalbi islâm tarafına meyl etmişdir diyerek,
dediler ki,
- Okuduğumuz, Allahü teâlânın ezelî
olan kelâmıdır. Hak Sübhânehü ve teâlâ, hazret-i Cebrâîl aleyhisselâm
vâsıtası
ile, Resûl-i
ekrem 'sallallahü teâlâ aleyhi ve
sellem' hazretlerine inzâl eylemişdir [indirmişdir]. İşitmek murâdın
ise
[dinlemek istersen],
evvelâ gusl eyle. Ondan sonra okuyalım,
göresin.
Hazret-i Ömer 'r.a.' kalkıp, huzûr-ı
kalb ile, gusl edip, gelip, kıbleye dönüp oturdu. Kız kardeşi kalkıp,
ta'zîm
ve tekrîm ile, sûre-i şerîfi eline alıp, (Bismillahirrahmânirrahîm).
(Tâhâ
...) diye okumağa başladı. Nazm-ı şerîfin fesâhat ve belâgatinden,
kalbi
çok yumuşadı. (Ben o Allahım ki, benden başka ibâdete müstehak ilâh
yokdur.
O hâlde yalnız bana ibâdet et ve beni hâtırlaman için nemâz kıl)
meâlindeki
Tâhâ sûresinin 14.cü âyetine gelince, Kur'ân-ı kerîmin nûru kalbine
nûrâniyyet
verip, Kur'ânın eseri açığa çıkıp, küfr ve şekâvet zulmeti gitmeğe
başladı.
Dedi ki, beni, iki cihânın fahri, Muhammed Mustafâ 's.a.v.'
hazretlerinin
huzûruna ulaşdırın. O sırada Habbâb bin Erat, perde arasından dışarı
çıkıp,
dedi ki,
- Yâ Ömer, müjdeler olsun sana ki,
Allahü teâlâya, Resûlullah 'sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem'
hazretlerinin
etdiği düâsı, senin
hakkında, kabûl oldu. Allahü teâlâya
hamd olsun.
Sevinerek, önüne düşüp, hazret-i
Sultân-ı Enbiyânın olduğu eve götürdü. Bütün Eshâb-ı güzîn
'rıdvânullahi
teâlâ aleyhim
ecma'în', hazret-i Ömerin geldiğini
görünce, hazret-i Fahr-i kâinâta haber verdiler.
Kaynak:
1) Kadın Sahabiler, Mevlana Niyaz,
Tercüme Prof Ali Genceli, Toker Yayınları, 1971
2) Menakıb-ı Çihar Yar-i Güzin,
Hakikat Kitabevi