İsmi ve Nesebi
İsmi Fatima. Babası Esed İbn-i Haşim. Neslen Haşimi idi.
Nikahı
Hz.Fatime, Ebu Talib İbn-i Abdulmuttalib ile evlendi.
Çocukları
Talib, Akîl, Cafer ve Ali (r.a.) erkek evlat. Umm-i Hani, Cemane ve Rabta, kız evlatları idi.
Fâtima binti Esed, İslâmın başlangıcında Müslüman olmuştur. Resulullah efendimiz, İslâmiyeti, önceleri açıktan açığa bildirmedi. Üç yıl bir gizlilik devresi geçti. Tedrici, yani yavaş yavaş bir yol takip ediliyordu.
Ahiret ile korkut!
Üç sene
sonra, nihayet İslâmiyeti açıktan bildirme zamanı gelmişti.
Nereden ve kimden başlanacağı Resul-i ekreme vahiy ile bildirildi.
Allahü
teâlâ Suara suresinin 214. ayet-i kerimesinde mealen şöyle
buyurmaktadır:
(Ey Resulüm, sen, önce en yakın akraba ve hısımlarını Allahın dinine
davet ederek, ahiret azabı ile korkut!)
Resulullah efendimiz, akrabalarını bir araya topladıktan sonra, onlara
şu konuşmayı yaptı:
- Hamd ancak Allahü teâlâya mahsustur. O'na hamdederim. Ancak O'ndan
yardım isterim. Yalnız O'na inanır, O'na güvenirim. Ben gözümle görmüş
gibi bilir ve size de şunu bildiririm ki; Allahü teâlâdan başka ilâh
yoktur.
O birdir, eşi ve ortağı yoktur. Sizi O'ndan başka ilah olmayan, Allahü
teâlâya iman etmeye davet ediyorum.
Ben O'nun bütün insanlara gönderdiği, son Peygamberiyim. Vallahi siz,
uykuya daldığınız gibi öleceksiniz. Uykudan uyandığınız gibi de
diriltilecek
ve bütün yaptıklarınızdan hesaba çekileceksiniz.
İyiliklerinizin karşılığında iyilik, kötülüklerinizin karşılığında
ceza göreceksiniz. Bu da ya devamlı Cennette veya devamlı Cehennemde
kalmaktır.
İnsanları ahiret azabıyla korkuttuğum ilk kimseler, sizlersiniz.
Ey Abdülmuttaliboğulları! Ben size çok üstün ve kıymetli, dünya ve
âhiretiniz için faydalı şeyler getirdim. Araplar içerisinde kavmine
bundan
daha hayırlısını getiren bir kimse bilmiyorum.
Ben sizi, dile kolay, hafif ve mizanda ağır gelecek iki kelimeye davet
ediyorum. O da,
'Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve
resulüh'
[Allahü teâlâdan başka ilâh olmadığına ve Muhammedin O'nun kulu ve
Resulü
olduğuna şehadet ederim] demenizdir.
Kim yardımcım olur?
Resulullah
efendimiz akrabalarına bu konuşmaları yapınca, birçoğu Müslüman
oldu. Hz. Fâtıma binti Esed de bunlar arasında idi. Kendisinden önce
veya
daha sonra olmak üzere, Zevci Ebû Talib'in dışında, bütün çocukları da
İslâmı kabul ettiler. Hatta Resûl-i Ekrem efendimiz, yakın akrabalarına
konuşmalar yapıp, 'O hâlde, hanginiz bu yolda bana tâbi olup, vezirim
ve
yardımcım olur?' buyurunca, henüz, 12-13 yaşlarında bulunan Hz. Ali
hemen
ayağa kalkmış, Resul-i Ekrem de ona, "Sen otur" buyurmuştu.
Resulullah efendimiz, bu suallerini üç defa tekrar etmişler, üçünde
de hemen cevap Hz. Ali'den gelmişti. Hz. Ali bu suallere söyle cevap
vermişti:
- Ya Resulallah! Her ne kadar yaşça en küçük ben isem de, sana ben
yardımcı olurum.
Hz. Ali'nin, daha oniki, onüç yaşlarında iken, Resulullah efendimize,
hiç kimseden korkmadan, çekinmeden, bu yolun yolcusuyum, gönül
vermişlerdenim
manasındaki bu sözleri, Resul-i Ekrem efendimizi son derece sevindirdi.
İşte Allahü teâlâ, Hz. Fatıma binti Esed'e böyle salih evlatlar
vermişti.
Gül yağıyla yağlardı
Fatıma binti Esed üstün bir ahlaka sahipti. Güzel ahlakı vardı.
Yaşayışı
mükemmel, Resul-i Ekrem efendimizin yanında itibarlı bir hanımefendi
idi.
Peygamberimizin sevgisine kavuşma bahtiyarlığına erişmişti.
Resulullah efendimiz onu methetmişlerdi. Fatıma binti Esed,
çocukluğundan
beri Peygamberimize çok yakınlık göstermiş, Ondan hiçbir yardımı
esirgememiştir.
Resulullah efendimiz, Ebu Talib'den sonra, kendilerine en fazla
yakınlık
gösterenin Fatıma binti Esed oldugunu buyurmuşlardır. Hz. Fatıma binti
Esed, Resul-i Ekremin bakımında çok titizlik göstermişti. Kendi
çocukları
dururken, önce Resulullahı doyururdu. Kendi çocuklarının temizliğinden
önce, Onun mübarek başını tarar, mübarek saçlarını gül yağıyla
yağlardı.
Bu yüzden Resul-i Ekrem efendimiz, onun için, "O benim annemdi"
buyurmuşlardı.
Bu bildirilen sözün, iki cihanın Efendisinin mübarek ağzından çıkması,
Fatıma binti Esed için büyük bir saadet idi.
Zaman akıp gitmiş, Fatıma binti Esed'in ömrü de sona ermişti.
Peygamberimiz,
gömleğini sırtından çıkararak, Fatıma binti Esed'e kefen yaptırmıştı.
Bilahare
Peygamber efendimiz, Fatıma binti Esed'e Cennet elbiselerinin
giydirilmesi
için böyle yaptıklarını söylemişlerdir.
Cenaze namazını da kıldırdıktan sonra buyurdular ki:
- Allahü teâlânın emriyle, yetmiş bin melek onun cenaze namazını
kıldılar.
Cenaze namazı kılınmış, artık defnedilecekti. Resulullah efendimiz
bizzat kendileri kabre indiler. Kabır hayatının rahat ve hoş olması
için,
kabrin köşelerini genişletir gibi işaret buyurdular. Kabirden çıkınca
gözleri
yaşarmış, gözlerinden akan yaşlar kabre damlamıştı.
Peygamberlerin hakkı için
Orada bulunan Hz. Ömer ve başkaları, Resulullahın, Fatıma binti
Esed'den
başka hiçbir kimseye böyle yapmadığını söylemişlerdir. Bundan sonra
Resul-i
Ekrem efendimiz, Fatıma binti Esed için şöyle duâ buyurmuşlardır:
- Allahü teâlâ seni mağfiret etsin, bagışlasın, seni mükâfatlandırsın.
Ey annem! Allahü teâlâ sana rahmet eylesin. Kendin aç iken beni
doyurdun.
Kendin giymez, bana giydirir; yemez, bana yedirirdin. Dirilten de,
öldüren
de Allahü teâlâdır. O daima diridir. O ölmez.
Allahım! Annem Fatıma binti Esed'i affeyle, bağışla. Ona hüccetini
bildir. Kabrini genişlet. Ey merhametlilerin en merhametlisi olan
Allahım!
Ben Peygamberin ve geçmiş Peygamberlerin hakkı için bu duâmı kabul
buyur.
Kaynak:
1)
Huzura Doğru
2) Kadın Sahabiler, Mevlana Niyaz,
Tercüme Prof Ali Genceli, Toker Yayınları, 1971